20. yüzyılın en büyük korkusu “sömürülmek”ti. İşçi sınıfı (proletarya), patronların emeğini ucuza kapatıp zenginleşmesinden korkardı. Grevler, sendikalar ve devrimler hep bu denklem üzerine kuruluydu: “Benim emeğim değerli ve bana hakkımı vermelisin.”
Ancak 21. yüzyılda yapay zeka ve robotik devrimiyle birlikte, sömürülmekten çok daha korkunç bir tehdit doğuyor: Gereksizleşmek.
Tarihçi Yuval Noah Harari buna “Gereksizler Sınıfı” (The Useless Class) diyor. Yapay zeka, sadece kol gücünü değil, zihin gücünü de devraldığında; askeri, ekonomik ve politik açıdan hiçbir değeri olmayan milyarlarca insan topluluğu…
Robotlar işinizi elinizden aldığında aç kalmayabilirsiniz (devlet size bakar), ama sabah yataktan kalkmak için bir nedeniniz kalır mı? İşte asıl kıyamet senaryosu budur.
Büyük Yer Değiştirme: Mavi Yakadan Beyaz Yakaya
Sanayi Devrimi kas gücünü makineleştirdi. Atların yerini arabalar aldı, tarladaki köylünün yerini traktörler aldı. İnsanlar fabrikalara, sonra da ofislere geçti. Her zaman insanın yapabileceği “daha zeki” bir iş vardı.
Ama şimdi zekayı makineleştiriyoruz.
- Doktorlar: AI, kanser teşhisinde radyologlardan daha iyi.
- Avukatlar: AI, binlerce içtihat dosyasını saniyeler içinde tarayıp dava dilekçesi yazabiliyor.
- Yazılımcılar: AI, kendi kodunu yazıp debug edebiliyor.
[Link: Kontrol İllüzyonu: Yapay Süper Zeka (ASI) İnsanlığın Son İcadı mı Olacak?]
Eskiden “kendini geliştir, kodlama öğren” denilirdi. Peki, kodlama yapan yapay zeka varken insan ne yapacak? 40 yaşındaki bir kamyon şoförünü veya bir muhasebeciyi, sanal dünya tasarımcısı olarak yeniden eğitmek mümkün mü? Yoksa onları “sistemin dışına” mı iteceğiz?

Politik Gücün Sonu: Neden Sizi Önemsesinler?
Demokrasi ve insan hakları, 20. yüzyılda neden yükseldi? Çünkü devletlerin ve elitlerin “halka” ihtiyacı vardı.
- Savaşmak için askere ihtiyaçları vardı.
- Fabrikada çalışmak için işçiye ihtiyaçları vardı.
Sağlıklı ve eğitimli bir halk, güçlü bir devlet demekti. Ancak Gereksizler Sınıfı çağında bu denklem bozuluyor. Savaşları dronlar ve siber algoritmalar yapıyor. Üretimi robotlar yapıyor.
Sistem için hiçbir “ekonomik” veya “askeri” değeri olmayan bir kitleyi, elitler neden beslesin? Neden onlara iyi sağlık hizmeti veya eğitim versin? Eğer vergi ödemiyorsanız ve grev yapma gücünüz yoksa (çünkü yerinizi alacak robot zaten orada duruyor), politik pazarlık gücünüz sıfırdır.
[Link: Tekno-Feodalizm: Dijital Lordlar ve Veri Köleliği Çağı]
Anlam Krizi: “Ben Kimim?” Sorusu
İş, sadece para kazanma aracı değildir; modern insanın kimliğidir. Biriyle tanıştığımızda ilk sorumuz şudur: “Ne iş yapıyorsun?” Cevaplarımız kimliğimizi tanımlar: “Ben doktorum,” “Ben öğretmenim,” “Ben mühendisim.”
Peki, işiniz elinizden alındığında ve toplum size “Sana ihtiyacımız yok, kenarda otur ve maaşını al” dediğinde ne olur? İnsan psikolojisi, “işe yaramazlık” hissini kaldıramaz. Bu durum derin bir varoluşsal boşluğa ve kitlesel depresyona yol açar. Sabah uyanmak, bir sorunu çözmek, bir değer üretmek… Bunlar elimizden alındığında geriye sadece “tüketmek” kalır.
Evrensel Temel Gelir (UBI): Kurtuluş mu, Sus Payı mı?
Ekonomistlerin bu soruna tek bir çözümü var: Evrensel Temel Gelir (Universal Basic Income). Devletin veya robotları yöneten şirketlerin, çalışmayan milyarlarca insana karşılıksız maaş vermesi.
Kulağa hoş geliyor: Çalışmak zorunda olmadan yaşamak. Ancak bu bir özgürlük müdür, yoksa bir “sus payı” mı? Roma İmparatorluğu’nda halk isyan etmesin diye “Ekmek ve Sirk” (Panem et Circenses) verilirdi. Gelecekte Ekmek = Temel Gelir, Sirk = Metaverse olacaktır.

Dijital Uyuşturucular ve Sanal Kaçış
Gereksizler Sınıfı’nın isyan etmesini önlemenin en iyi yolu, onları gerçek dünyadan koparmaktır. İnsanlar günün 16 saatini yüksek çözünürlüklü VR oyunlarında, sanal fantezilerde geçirecek. Gerçek dünyada başaramadıkları “kahramanlık” hissini, sanal dünyada ejderha avlayarak tatmin edecekler.
Bu senaryoda Metaverse, bir özgürlük alanı değil, insanlığın park edildiği lüks bir dijital hapishane olur.
Sonuç: İnsanlığı Yeniden Tanımlamak
Eğer ekonomik değerimiz sıfırlanırsa, insan olmanın değerini yeniden tanımlamak zorunda kalacağız. Belki de sanat, felsefe, topluluk bağları ve oyun oynamak, hayatın “yan etkinlikleri” değil, “ana amacı” haline gelmeli.
Ancak geçiş süreci kanlı olabilir. Çünkü tarih bize şunu öğretti: Kendini gereksiz hisseden kitleler tehlikelidir. Ve onlara “gereksiz” olduklarını hissettiren sistemler, eninde sonunda çökmeye mahkumdur.
Soru şu: Robotlar gelmeden önce, işimiz dışında bizi biz yapan şeyi bulabilecek miyiz?
❓ Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. Gereksizler Sınıfı ne zaman oluşacak? Kesin bir tarih yok, ancak 2030-2050 arasında otomasyonun beyaz yakalı işleri (muhasebe, hukuk, analiz) büyük oranda devralmasıyla bu sınıfın belirginleşmesi bekleniyor.
2. Yeni işler açılmayacak mı? Tarihsel olarak teknoloji hep yeni işler yarattı (Web tasarımcısı diye bir iş 50 yıl önce yoktu). Ancak bu sefer değişim çok hızlı. 50 yaşındaki bir kasiyerin, 3 ayda bir yapay zeka etiği uzmanına dönüşmesi mümkün olmayabilir. Sorun “iş olmaması” değil, “uyum sağlayamamak” (unemployability).
3. Evrensel Temel Gelir (UBI) Türkiye’de uygulanabilir mi? Bu, ülkenin teknolojik üretim gücüne bağlıdır. Eğer robotları ve AI teknolojisini kendiniz üretiyorsanız, o geliri halka dağıtabilirsiniz. Ancak teknolojiyi ithal eden ülkeler için UBI, devasa bir bütçe yükü ve enflasyon demektir.
Dış Link Önerisi: Yuval Noah Harari – The Rise of the Useless Class (TED Talk)








