Efsanelerde canavarlar hep korkunçtur. Ağzından ateş püskürten ejderhalar, yarı insan yarı atlar… Ama gerçek hayattaki canavarlar korkunç görünmezler. Hatta belki de sevimli bir laboratuvar faresi veya çiftlikteki bir domuz gibi görünürler.
Bilim dünyası şu an, insanlık tarihinin en büyük tabusunu yıkıyor: Türler Arası Sınırı.
Biz buna bilimsel adıyla “Chimera” (Kimera) diyoruz. Halk arasındaki adı ise daha ürkütücü: İnsan-Hayvan Melezleri.
Organ Çiftlikleri: Domuzun İçindeki İnsan
Hikaye masum bir amaçla başlıyor: Organ Bağışı Kıtlığı. Dünyada milyonlarca insan böbrek, kalp veya karaciğer beklerken ölüyor. Bilim insanları dedi ki: “Neden bekleyelim? Neden organları hayvanların içinde yetiştirip hasat etmeyelim?”
Yöntem teoride basit:
- Bir domuz embriyosu al.
- Onun “pankreas yapma” genini sil.
- İçine insan kök hücreleri (iPS) enjekte et.
- Embriyo gelişirken, vücudu eksik olan pankreası yapmak isteyecek ve elindeki tek malzemeyi, yani insan hücrelerini kullanacak.
- Sonuç: Dış görünüşü %100 domuz olan, ama içinde %100 insan pankreası taşıyan bir canlı.
Bu, bilim kurgu değil. ABD, Çin ve Japonya’daki laboratuvarlarda bu deneyler şu an yapılıyor. (Daha önce Tasarım Bebekler yazımızda genetiği değiştirmenin risklerini konuşmuştuk, ama bu sefer genetiği değiştirmiyor, türleri birleştiriyoruz).

Kırmızı Çizgi: Beyin
Bir domuzun içinde insan böbreği olması kimseyi korkutmuyor. Sonuçta böbrek düşünmez, hissetmez. Sadece bir filtredir. Peki ya insan hücreleri, hedeflenen organa gitmek yerine yanlış yola saparsa? Ya o insan kök hücreleri, hayvanın beynine gidip oraya yerleşirse?
İşte biyoetikçilerin uykusunu kaçıran senaryo bu. Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir deneyde, farelerin beynine insan nöronları enjekte edildi. Sonuç dehşet vericiydi: İnsan nöronları sadece hayatta kalmadı, farenin beyniyle bağlantı kurdu ve farenin davranışlarını kontrol etmeye başladı. Bu fareler, normal farelerden daha zekiydi.
“Ben Kimim?” Diyen Bir Domuz
Şimdi düşünün: Organ nakli için yetiştirilen bir domuzun beynine yanlışlıkla %10, %20 veya %50 oranında insan hücresi karışırsa ne olur?
O canlı, bir domuz gibi mi düşünür? Yoksa karanlık, klostrofobik bir kafesin içinde hapsolmuş, konuşamayan ama “var olduğunun farkında olan” yarı-insan bir bilinç mi uyanır?
Eğer o canlı acı çektiğini, korktuğunu insan gibi hissediyorsa; onu kesip organlarını almak cinayet sayılmaz mı? Biz ona “Hayvan” deyip geçebilir miyiz? Yoksa o artık “İnsan 2.0″ın bozuk bir prototipi mi? (Bkz: İnsan 2.0 Güncellemesi).
Xenotransplantasyon ve Virüs Riski
İşin bir de biyolojik güvenlik boyutu var. Hayvanlardan insanlara organ nakline Xenotransplantasyon denir. Ancak hayvanların DNA’sında, binlerce yıldır uyuyan antik virüsler (PERV – Porcine Endogenous Retroviruses) saklıdır. Biz bu organları insan vücuduna taktığımızda, bu virüsler uyanıp insanlığa sıçrayabilir mi? AIDS’in maymunlardan insanlara geçtiğini hatırlayın. Laboratuvar ortamında yarattığımız melezler, bir sonraki küresel pandeminin kaynağı olabilir mi?

Sonuç: Tanrı’nın Mutfağına Girmek
Tıbbi gelişme adına çok ince bir buzun üzerinde yürüyoruz. Bir yanda organ bekleyen çocukların hayatı var. Diğer yanda ise doğanın en temel kanununu, türler arasındaki duvarı yıkmanın bedeli.
Eğer bir gün, laboratuvardaki bir deney tüpünün içinden size bakan gözlerde, hayvandan fazlasını, tanıdık bir “insan bakışı” görürseniz şaşırmayın. Çünkü biz, kendimizi kurtarmak için onları kendimize benzetiyoruz. Ve belki de yarattığımız şey, mitolojideki Kimera kadar tehlikeli olacaktır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. Şu an insan-hayvan melezi doğdu mu? Hayır. Yasalar gereği, insan hücresi içeren hayvan embriyolarının (Chimera) belirli bir günden fazla (genelde 14 veya 28 gün) gelişmesine izin verilmiyor. Doğumdan önce imha ediliyorlar. Ancak bazı ülkelerde (örneğin Çin) maymun-insan melezi embriyoların daha uzun süre yaşatıldığı biliniyor.
2. Domuzdan kalp nakli yapıldı mı? Evet. 2022 ve 2023 yıllarında, genetiği değiştirilmiş domuz kalpleri ölmek üzere olan insan hastalara nakledildi. Hastalar bir süre yaşasa da, henüz uzun vadeli bir başarı sağlanamadı.
3. Bu deneyler yasal mı? Ülkeden ülkeye değişiyor. ABD ve Japonya gibi ülkelerde belirli kısıtlamalarla yasal. Ancak bilim dünyası bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Kimi bunu “tıp devrimi” olarak görürken, kimi “etik felaket” olarak görüyor.








