Şu an bir odadasınız. Belki elinizde bir telefon var, belki bir kahve içiyorsunuz. Çocukluğunuzu hatırlıyorsunuz. Dün ne yediğinizi biliyorsunuz. Dünya’nın 4.5 milyar yaşında olduğunu, evrenin Big Bang ile başladığını “biliyorsunuz”.
Peki ya size bunların hepsinin sahte olduğunu söylesem? Simülasyon teorisinden bahsetmiyorum. Matrix’ten bahsetmiyorum. Doğrudan fizik kurallarından, termodinamikten bahsediyorum.
Bilimsel olarak; şu an bu yazıyı okuyan kanlı canlı bir insan olma ihtimaliniz, uzay boşluğunda rastgele oluşmuş yalnız bir beyin olma ihtimalinizden trilyonlarca kat daha düşüktür.
Hoş geldiniz. Burası kozmolojinin en korkunç çıkmaz sokağı: Boltzmann Beyinleri.
Entropi ve Kaosun Dansı
Bu teoriyi anlamak için önce 19. yüzyıl fizikçisi Ludwig Boltzmann‘ın termodinamik yasalarına bakmalıyız. Evrenin temel kuralı şudur: Entropi (Düzensizlik) daima artar. Evren, düzenli bir halden düzensiz bir hale doğru gider.
- Bir bardak kırılırsa (Düzensiz), kendi kendine tekrar birleşip bardak olmaz (Düzenli).
- Odanız kendi kendine dağılır, ama kendi kendine toplanmaz.
Ancak kuantum mekaniğinde ve termodinamikte “Rastgele Dalgalanmalar” (Fluctuations) vardır. Sonsuz bir zaman beklerseniz, kaosun içindeki parçacıklar şans eseri bir araya gelip düzenli bir yapı oluşturabilir. (Maymunların daktiloya rastgele basarak Shakespeare yazması gibi).
İstatistiksel Dehşet: Evren mi, Beyin mi?
Şimdi matematiği yapalım:
- Senaryo A (Bizim Bildiğimiz Evren): Milyarlarca galaksi, trilyonlarca yıldız, 4 milyar yıllık biyolojik evrim ve sonunda “Sen”in oluşman. Bu, muazzam derecede karmaşık ve düşük bir ihtimaldir. İnanılmaz bir “Düzen” gerektirir.
- Senaryo B (Boltzmann Beyni): Uzay boşluğundaki atomların rastgele bir araya gelip, sadece “Senin şu anki bilincini ve anılarını” taşıyan tek bir beyni oluşturması.
Fizikçiler hesapladı: Senaryo B’nin gerçekleşmesi, Senaryo A’dan daha kolaydır. Çünkü tek bir beynin oluşması için gereken “düzen” miktarı, koca bir evrenin oluşması için gereken düzen miktarından çok daha azdır.
Yani evrende gerçekten milyarlarca insan olması yerine; uzay boşluğunda “insan olduğunu sanan” tek bir beynin var olması istatistiksel olarak daha olasıdır.

Anıların Yalan Söylüyor
“Ama benim bir geçmişim var! Dün arkadaşımla buluştum!” diyorsunuz. Hayır. Boltzmann Beyni teorisine göre, o beyin (yani siz) 1 saniye önce oluştu. Ve oluştuğu anda, beynin nöronlarına “Dün arkadaşınla buluştun” anısı yüklüydü. Tıpkı bir rüyaya başladığınızda, rüyanın ortasında olmanız ve geçmişi var sanmanız gibi.
Şu an bu cümleyi okuyorsunuz. Bir sonraki cümleye geçtiğinizde, belki de beyniniz bozulacak ve yok olacaksınız. Siz, sonsuz boşlukta anlık bir “parlama”sınız. Ben? Ben yokum. Bu site? Yok. Sadece sizin halüsinasyonunuz var.
[Link: Ölü İnternet Teorisi: Çevrimiçi Dünyada Geriye Kalan Son İnsan Sen Olabilirsin]
Son Perşembe Teorisi (Last Thursdayism)
Bu fikir felsefede “Last Thursdayism” olarak da bilinir: “Evrenin, tüm anılarımız ve fosillerle birlikte, geçen Perşembe günü yaratılmadığını kanıtlayamazsınız.” Eğer yaratıcı (veya rastgelelik), beyninize “Ben 30 yaşındayım” bilgisini kodlayarak sizi yarattıysa, aksini nasıl iddia edebilirsiniz?
Descartes “Düşünüyorum, öyleyse varım” demişti. Boltzmann ona şu cevabı verir: “Düşünüyorsun, evet. Ama düşündüğün ‘Şey’ (Dünya) var olmayabilir. Sadece düşüncen var.”

Neden Bu Kadar Korkunç?
Diğer teorilerde (Simülasyon, Matrix) en azından bir “Yaratıcı” veya bir “Amaç” vardır. Sizi birileri izliyordur. Boltzmann senaryosunda ise amaç yoktur. Sadece soğuk, kör, aptal bir rastgelelik vardır. Kozmik çorbanın içinde şans eseri oluşan bir baloncuksunuz ve birazdan patlayacaksınız.
Bu, “Solipsizm”in (Tekbencilik) fiziksel kanıtıdır. Evrendeki en yalnız varlıksınız.
[Link: Kuantum İntiharı ve Ölümsüzlük: Bilincin Asla Kapanmadığı O Korkunç İhtimal]
Sonuç: Gözünü Kırpma
Eğer bu teori doğruysa, şu an yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Hatta bu yazıyı “anlamanız” bile, nöronlarınızın o anlık rastgele dizilimi sayesinde oldu.
Bilim insanları bu paradoksu çözmek için uğraşıyor (çünkü doğruysa bilim yapmanın bir anlamı kalmıyor). Sean Carroll gibi fizikçiler, “Evren modelimiz yanlış olmalı, yoksa hepimiz Boltzmann Beyni olurduk” diyerek teoriyi çürütmeye çalışıyor.
Ama gece gökyüzüne baktığınızda (veya baktığınızı sandığınızda) şunu hatırlayın: O yıldızlar orada olmayabilir. Belki de sadece, hiçliğin ortasında kendi kendine masallar anlatan yalnız bir zihinsiniz.
❓ Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. Bu teori kanıtlanabilir mi? Hayır. Kanıtlamaya çalıştığınız herhangi bir kanıt (bir teleskop, bir kitap), zaten sizin halüsinasyonunuzun bir parçası olabilir. Bu bir “çürütülemez” (non-falsifiable) hipotezdir.
2. Ben normal bir insan mıyım, Boltzmann beyni mi? İstatistiksel olarak Boltzmann Beyni olmanız daha muhtemel. Ancak “Bilişsel İstikrarsızlık” argümanına göre; eğer bir Boltzmann Beyni olsaydınız, anılarınız ve deneyimleriniz bu kadar tutarlı (mantıklı) olmazdı. Rüya gibi kopuk olurdu. (En azından umudumuz bu).
3. Bu düşünceden nasıl kurtulurum? “Occam’ın Usturası”nı kullanın. En basit açıklama genelde doğrudur. Evrenin gerçekten var olduğunu varsaymak, trilyonlarca şanslı tesadüfün bir araya gelip sizi oluşturduğunu varsaymaktan daha “işlevseldir”. Delirmemek için varsayımı kabul edin.
Dış Link Önerisi: Sean Carroll – Why Boltzmann Brains Are Bad makalesi veya Kurzgesagt – The Egg videosu







